5911 sefer sayılı kağıt uçak
Temmuz 10, 2007
5 Mayıs 2007. Yanlış okuma hastalığımın başlangıcı olduğu gün. Gözlerimle ilgili değil bu problem. Aklımla olabilir mi, araştırma aşamasında. Bayağı bir röntgen çekecekler galiba. Röntgen çekilirken poz veren var mıdır acaba? Gülümsemeli mi yoksa ölü gibi mi durmalı? Gülümsesem daha iyi bir röntgen sonucu elde edilir mi? Sanırım yeni bir hastalığım daha var. Kanımda ve idrarımda birkaç tetkik yaptırsam, onu da bulurlar. Onu kimseye yar etmem, tamam mı? O benimdir…
6 Mayıs 2008. İlk yanlış okuma yaptığım gün. Cümledeki anlatım bozukluğunu bulmam gerekiyordu, Türkçe dersinde. Ben buldum ve hocaya söyledim durumu. Hoca da “Anladım!” dedi. Hayır, anlamamıştı halbuki. Hocada Anladım Bozukluğu vardı. Aslında herkeste vardı. Kimse beni anlamıyordu. Derdimi anlatamıyordum belki. Ben de dinlemiyordum, kimseyi. Kimse yok mu? Biri var, odada uzanmış, şuan hayaller kuruyor. Sonra pencereye çıkıp, bir yabancının onu bu dünyadan götürmesini diliyor. O benim işte. Bir ben varım zaten. Başkası olsaydı kötü olmazdı ama yapacağım uçak bir kişilik…
7 Mayıs 2009. Hastalığım derinleşiyor. İlk yanlış rüya gördüğüm gün. Evet, sonunda benimle iletişime geçtiler. Rüyamda, benim için yer ayırdıklarını, bana bir isim hazırladıklarını ve özel bir kodla, ordaki yaşama geçeceğimi aktardılar. Adım a4a6 imiş. Kodum 5657. Yer, gitmek istediğim yer. Yapmam gereken sadece bir uçak.
8 Mayıs 2010. Arada sırada kusuyorum. Kustuktan sonraki tokluk hissi çok ilginç. Ailem beni bir hastaneye kapattı. Doktorlar, her dediğimi yapsa da şu rüya olayını anlatmış değilim kimseye. Bu dar odada uçak yapamam. Bir uçak yaptım aslında. Üstüne ne yazacağımı bilmiyorum. İlk yanlış tarih okuduğum gün, bugün. Uçağın adını buldum galiba.
9 Mayıs 2011. “5911 sefer sayılı uçağımıza binecek yolcularımız, uçağımız yarım saat sonra kalkacaktır. Lütfen kimlik ve biletlerinizle, R4 kapısında bulunmanız rica olunur. Şimdiden iyi yolculuklar.” İşte uçağım bu. Günlük gazetelerden birini sarıp, gerekli anonsu yaptım. Pencereye, üstünde 5911 yazılı uçağımı yerleştirdim. Uçuş için hava mükemmel. Dar odadaki beyaz duvara yemeğin salçasıyla “Görüşürüz!” yazdım. Sonra uçağıma bindim. Aşağıdan beni parmakla gösteriyorlardı. Biliyorum çoğu benimle gelmek isterdi ama ne yapalım, tek kişilik bu uçak. Arkadan kapıyı zorlayan geç kalmış yolcular da yok değildi. Büyük bir hengameyle kapı kırıldığı gibi, ben uçakla gitmek istediğim yere doğru süzülmeye başladım. 5911 sefer sayılı kağıt uçak birkaç saniyede beni yeni dünyama kavuşturdu. a4a6 yazılı bir kağıt, beni karşılamaya gelen bir grubun olduğunun habercisi. Elimi sıkarken, onlara 5657 diyorum. Başlarını sallayıp gülüyorlar. Yeni arkadaşlarım pek bir iyi yürekli. Hemen beni bir yatağa koyuyorlar. Yorgun olduğumu düşünmüşler tabi, ne kadar düşünceliler. Ardından, o yörenin beslenme şeklidir diye düşündüğüm, damardan bir yöntemle beni beslemeye başladılar. Bir de oraya hastalık taşımamı engellemek için, kanımı temizlediler, aynı yöntemle. Uykum gelmişti, hissediyorum. Uzun zamandır hissetmediğim bir duygu. Aralarından bir tanesi, “Dostum bindiğin uçak çakıldı.” dedi. Ben “Ölen var mı?” diye sorunca, yanındaki kızla birbirlerine bakıp güldüler. Anlamadım, bu tepkiyi. Uçağım beni yanlış yere mi getirmişti? Bugün günlerden ne bilmiyorum ama uçağın beni yanlış yere getirdiği birgün. Gözümü kapayıp, düşünmeye başladım. Sesler, huzursuz ediyordu beni. Benim anlamadığım bir gülünç durum ve küçük yatağımda uzanmış hayal kuran ben. Kaçamadım ordan ya da kaçacağım tüm her yer aynı. Belki kurtulmak istediğim yer, kaçacağım yeri önceden ele geçirmişti. O zaman kaçmak imkansızdı. İçinde bulunduğun durumu kurtarmak, sorumluluklarının kontrolünü kaybedip sorun halini alması. Sorunların, cebinde ve yastığın altında seninle birlikte büyümesi. Hatayı buldum. O uçak onca yükü kaldıramazdı tabi. 5911 sefer sayılı uçak aşırı bagaj yüklenmesi sonucu kalkış anında yere çakılarak düşmüştü. Bagaj, yolcusu bir tek ben olduğuma göre, bana ait olabilirdi. Bundan sonrakinde kaçmak için daha büyük bir uçak yapacağım…